Murat Karaman

Hay’dan Gelen Hu’ya Gider

Meşhur bir atasözümüz var: Haydan gelen huya gider.

Tür Dil Kurumu’nun internet sitesinde anlamı “”kolay ve emeksiz kazanılan şeyler elden kolay çıkar” anlamında kullanılan bir söz.” (kaynak) şeklinde verilmiş. Tabi ki çoğumuz bu atasözünü bu anlamda hem de pek sık kullanıyoruz.

Aslında işin aslı pek de zannedildiği gibi değil. Nasıl mı?

Devamını Okuyun »

Enflasyon Faiz İlişkisine Dair Tereddütler

Bu faiz ve kredi meselelerini o kadar çok tartıştık ki yakın bir dönem…
Ne zaman birkaç arkadaş bir araya gelsek, konu muhakkak kredi ve faize kayıyordu.

Din bir inanç meselesidir. Herkesin inancının sağlamlığı aynı değildir. Bizim dinimiz İslam’ın en temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’de açıkça Allah’ın yasakladığı ya da yapın dedikleri dışında dini matematik gibi kesin yargılarla ifade etmek doğru değildir. Allah, Kur’an-ı Kerim’de;

Devamını Okuyun »

Borcunuz Varsa Bağımsız Değilsiniz !

Askerden önce, Allah’a can borcumdan başka kimseye borcum yoktu. Hatta, bir miktar da alacağım vardı. Kirada oturuyordum. Tek sıkıntım sanırım bu idi.

 

Bu sorunu çözmek için, yaklaşık 40 bin lira alacağım olan ev sahibime, askerlik dönüşü peyderpey ödemek üzere 40 bin lira borçlanarak oturduğum evi satın aldım. Askerlik bitti yaklaşık iki yıl önce.

Döner dönmez evime hırsız girdi.

Devamını Okuyun »

Google Chrome Beta Artık İndirilebilir

Google’ın dün duyurusunu yaptığı yeni internet sayfa tarayıcısının beta sürümü Google anasayfasından indirilebiliyor.

İ.E.’nin tekelciliğinden ve firefox 3.0′ın çökme mesajından bıktıysanız Google kalitesini hep beraber test edelim. Programı indirmek için buraya tıklayın.

Saygılar…

İzmir’in Dağlarında Kaktüsler Açar

Yaklaşık 20 gün önce birinci derece akrabalarımdan biri aradı. Nikahı vardı, daveti telefonla yaptı. Nikah İzmir’deymiş. Gidecek olanlar için minibüs kiralanmış. Beraber gidilecekmiş.

Nikah günü geldiğinde, önceden bize bildirilen saatte minibüsün yanındaydık. Ne de güzel bir buluşma olmuştu. Nitekim, bir süredir yüzyüze görüşemediğim akrabalarımla yaklaşık 24 saatlik birlikteliğimiz olacak, hasbihal edecek, hasret gidecektik. Yaşam şartlarının bizi bu duruma düşürdüğüne üzülüyorduk ama sonucu itibariyle değerlendirdiğimizde herkesin sevinci gözlerinden okunuyordu.

Yola çıktık o sevinçle. Minibüste sigara içilmeyeceğini öğrenen eniştelerimden biri yolun henüz üçüncü kilometresinde araçtan inme girişiminde bulunsa da kandırmasını bildik :) . Rahat gidiyorduk. Minibüste yeterince yer vardı. Klima çalışıyordu. LCD televizyonumuz ve izlenecek birkaç CD de mevcuttu. Dilediğimiz yerde kısa sigara molaları veriliyordu. Akşam vakitleri yaklaşınca nikaha yetişememe tedirginliği de yansımadı değil yüzlere.  Malum, yemekli nikaha gidiyorduk ve karşılıklı “evet” denilecek sahne, programın en değerli anıydı. Hiçbirimiz o kadar yolu tepip de o değerli an’ı kaçırma gafletine düşmek istemezdik. “Ohh be” gülümsemeleri İzmir tabelasına karışınca keyifler yine yerine geldi.

Nikah için bir restoranın bahçesi kiralanmıştı. Garsonlar, temiz giyimli ve güleryüzlü idi. Dünür tarafı da bizleri gördükleri için mutlu olmuş görünümündeydi. 11 saatlik yolculuk yorgunluğumuz derli toplu masalara yerleşince sanki unutulmuş gibiydi.

Gelin-damat geldi. Her ikisinin de ikinci evliliği olacaktı. Damat, değme delikanlılara taş çıkaracak kadar yakışıklı, gelin de oldukça zarif idi. Ama, sanırım İstanbul’dan giden bizler daha çok ikram edilecek yemeği gözlemliyorduk.

Sosyete tarzı, bizim yetişme kültürümüze uymazdı. Bizler; çorba, ana yemek, pilav, salata, tatlı, meyve, çay hayal ediyorduk. Hayalimiz suya düştü. Ne zaman sigara içmem gerektiğine bünyem karar veremedi. Midem de doydu mu yoksa doymadı mı anlamadı sanırım. Ama sanırım ben bu kadarına da razı idim.

Son zamanlarda düğünlere mecburen gidiyordum. Zira, kaldıramıyordum düğün curcunasını, anlamsız tepinmelerini, türkülerimizi mahveden o populist solist tarzlarını. Neyse ki bu yemekli nikah idi. En azından beraber gittiğimiz herkes böyle biliyordu. Hacı annem, iki hacı teyzem ve hacı eşleri. Mütedeyyin teyze çocukları. Tesettürlü akrabalarımız… Herkes, topyekün yemekli nikaha gitmişti.

Hepimiz bilaistisna düğüne gittiğimizden habersizdik. Hele de iki dansözün masalarımızın arasında bizlerden bahşiş koparmak için içimize düşeceğinden… Hacı eniştelerimin, dansözler arz-ı endam edince arkalarını dönmek zorunda kalacağından… Hacı teyzemin, masasına gelen dansözü protesto etmek için masasını değiştireceğinden… Dahası, bizi bizler kadar iyi bilen damat beyin, bizleri konu mankeni durumuna düşüreceğinden…

Şaşırdık, altüst olduk… Kandırıldık… Ayıp edildik…

Dahası, İzmir dönüşü minibüs şoförü bizlerden yol parası talep edince, damat beye durumu ilettiğimizde “Ben misafirim” cevabını aldığımızda neye uğradığımızı şaşırdık. Nakavt edici yumruk bu sandık önce… Ama yanılmışız…

Keşke bu kadar olsaydı…